Rehberlik

  • Sosyal Medyada Biz

Rehberlik

Bugüne kadar her istediği yapılmaya çalışılan, üzerine titrenilen çocuğunuz büyüyor ve hayata ilk adımını atıyor. Artık onun da oyun dışında amaçları, aktiviteleri ve sorumlulukları olacak. İlk günleri elbette ki kolay geçmeyecek. Onu yeni hayatına alıştırmadaki en önemli görev ise tabi ki size düşecek…

 

Her çocuk az da olsa kaygı duyabilir.

Çocuk için en güvenli ortam hiç kuşkusuz evi ve ailesi. Dış dünyanın güvenli olup olmadığına dair de haklı endişeler yaşarlar. Bu nedenle çocuktan çocuğa yoğunluğu değişmekle birlikte her çocuk okuldan korkabilir. Aileden ayrılma endişesi, yeni ortama ayak uyduramama korkusu çocukların sıkıntı yaşamasına neden olur. Bazı çocuklar ailelerinin okul çıkışında kendilerini almayacaklarını düşünerek endişelenebilir. Ayrıca gideceği okulun en küçüğü grubunda yer almak da onu korkutabilir. Çocuklar kendisinden büyüklerden zarar görme kaygısı yaşayabilir.

 

Endişe fizyolojik rahatsızlıklara da neden olabilir
Çocuklar korkularını, ayrılma anında bağırıp çağırma, ağlama ve anne babanın eline sıkı sıkı sarılma gibi davranışlarla gösterebilir. Bazı çocuklarda ise bu durumlara ek olarak fizyolojik rahatsızlıklar da görülebilir. Çocuğun ateşi yükselebilir, bulantı ve halsizlik gibi sorunlar görülebilir.

 

Sosyal hayattaki değişiklikler okul kaygısını artırabilir
Son yıllarda çocuklar okul kaygısını eskiye oranla çok daha yoğun yaşar. Dış dünyada artan tehlikeler ebeveynlerin endişelerini artırır ve günlük hayatta çocuklarına daha koruyucu yaklaşırlar. Bu durumun yanı sıra çocuklarının her istediklerinin yapılması da okula uyumu zorlaştıran nedenler arasında yer alır.

 

Okullar açılmadan önce alınacak önlemler;

  •  Çocuğunuzu duygusal ve psikolojik yönden okula hazırlayın.
  •  İlk haftalarda biraz stres ve kaygı yaşamasının normal olduğunu ona anlatın. Okula başlamadan önce bu konuyla ilgili muhakkak konuşun.
  •  Çocuğunuzun fiziksel ve ruhsal sağlığını kontrol ettirin. Çocuk doktoru, göz doktoru ve diş hekimi muayeneleriyle birlikte gerekiyorsa psikolog görüşmesini organize edin.
  •  Okullar açılmadan en az bir hafta önce uyku ve yemek saatlerini yeniden planlayın. Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdiği saatleri kısıtlamaya çalışın. Yaz aylarında bu süreler artabilir. Ancak okullar açılırken bu zaman dilimlerinin azalması gerekir.
  •  Ders motivasyonunu artırabilecek eğitim malzemeleri alın. Okul alışverişine birlikte çıkın ve mümkün olduğunca onun seçimlerine saygı gösterin.
  •  Öğrencilik yıllarınız ile ilgili paylaşımlarda bulunun. Bu paylaşım onlara öğüt vermekten daha çok işe yarar.

 

Okulun ilk gününden itibaren uyulması gereken 8 öneri;

1.Birlikte gidin. Okula çocuğunuzla birlikte gidin. Ortama alışması için onunla sohbet edin ve kaygısını azaltmaya çalışın.

2. Öğretmenle tanışın. Çocuğunuzun öğretmeniyle tanışmanız hem sizin endişelerinizi azaltmaya hem de çocuğunuzun endişelerini azaltmaya yardımcı olur. Bu doğrultuda öğretmenle uzun vadeli işbirliği geliştirebilirsiniz.

3. Sabırlı olun. Çocuğunuz büyüdü ve okulda sizsiz kalabilir. Ama hiç kuşkusuz biraz zamana ihtiyacı var. Hemen alışmasını beklemeyin.

4. Başkasıyla kıyaslamayın. Başka çocuklara bakıp, “Bak o korkuyor mu?” demeyin ya da ağabeyi, ablasıyla kıyaslamayın.

5. Güven verici olun. Kendisine güvendiğinizi bir kaç gün sonra okulda kendisini daha rahat hissedeceğini vurgulayın.

6. Okul ile ve öğretmenlerle ilgili eleştirel konuşmayın. Çocuğunuzun okula ve öğrenmeye ilişkin tutumu anne babanın düşünceleriyle şekillenir. Anne babanın eleştirdiği öğretmene öğrenci de soğuk bakabilir.

7. Endişelerinizi azaltmaya çalışın. Okula gitmek istemeyen öğrencilerde ateşin yükselmesi, halsizlik, bulantı, karın ağrısı gibi fizyolojik rahatsızlıklar yaşanabilir. Bu durumlarda telaşla her defasında ‘ tamam madem hastasın bugünde okula gitme’ demek ya da apar topar doktora götürmek yerine daha serinkanlı yaklaşımlarda bulunun.

8. Çocuğun her istediğini yapmayın. Evde her isteği yapılan çocuklar okulda da bu davranışların sürmesini bekler. Gerçekleşmediğinde de hayal kırıklığına uğrar. Evin dışında kimse onunla sizin kadar ilgilenemez. Çocuğun bu duruma zamanla alışması gerekir. Okulu çocuğa yeniden tanıtma ve özendirme girişimleriyle gerekirse önce bir saat, sonra yarım gün, sonunda tam gün okula gidilmesi sağlanabilir. Eğer mümkünse anne çocuğun yanında kısa bir süre oturarak, çocuğun okula alışmasına yardımcı olabilir. Ancak tüm bu çabalara rağmen çocuğun korkusu azalmıyorsa aile bir uzmanla bu konuyu görüşmeli. Aileler kesinlikle çocuğun evde kalma isteğini desteklememeli.

 

Okul Öncesi Dönem Çocuğunun Özellikleri

Okul öncesi dönemde her yaş dönemi için gelişim görevleri dediğimiz farklı beklentilerimiz vardır.Gelişim görevlerinin sıralaması çocuktan çocuğa değişmez.Çocuktan çocuğa farklılık gösteren olgu zamansal farklılıktır.Kimi geç oturur,geç yürür,kimi erken konuşur.Bu zamansal farklılık zekaya ilişkin bilgi vermez.

    Bu gelişim görevlerinin yaşlara özgü özelliklerini bilmek çocuğunuzu tanımanın ve sağlıklı bir eğitimin önkoşuludur Okul öncesi dönem 2-6 yaş arasını kapsar. Kişilik gelişiminin temeli bu dönemde atılır.Zihinsel gelişim anlamında farklı tecrübelere sahip olmaya başlayan çocuk dili kullanmaya başladığı ve bu şekilde ebeveyn dışındaki kişilerle de ilişki kurabildiği bir dönemdedir.Bu dönemde her görevi kendi başına yapmak ister,yardımınızı,yönlendirmenizi kabul etmezler.Çocuğun tek amacı sizin isteklerinizin tersini yapmaktır.Bununla kendi sözünü kendi söylemiş,işini kendi yapabilmiş olmayı arzular.

    Yürümeyi öğrenme,konuşabilme,tuvalet eğitimi derken  çocuk iyice kendi başına hareket edebilir hale gelmiştir.Her nesne,olay için  ilk temas onda büyük bir merak ve heyecan uyandırır.Her şey onun keşfine açılmıştır. Bu nedenle belli başlı hareketlerini  kısıtlamak öğrenmeye,araştırmaya duyduğu merakını da kısıtlayacaktır.Bu noktada cesaretini kırmadan çocuğu eğitmek çok dikkat isteyen bir meseledir.Yapılan geribildirimler ona potansiyelini ve sınırını bilerek gelecekte taşıyacağı kişiliğini edinmesini sağlayacaktır.Sonuçları çok ciddi olmamak koşuluyla deneyerek öğrenmelerine fırsat verilmelidir.Bu yaşlarda çocuklarımız doğruyu,yanlışı,toplumsal kuralları öğrenmeye başladıkları dönemdedirler.Bu dönemde tutarlı olunmaya dikkat edilmelidir.Bir gün yanlış kabul edilen,diğer gün doğru olmamalıdır.Ebeveynin otoritesi hissettirilmelidir.

    Bu yaşlarda hayali oyunlarına ve hayali korkularına sık rastlanır.Çünkü artık çocuk gördüklerini,duyduklarını zihninde canlandırabilmektedir.Gördükleri kendi algılayabildikleri kadardır.Algılar ise, olayın,nesnenin  sadece bir yönüne odaklanmıştır,yüzeyseldir.Muhakeme yetenekleri gelişmemiştir.

    Algılanan kişinin,olayın bir yönüne odaklanırlar.Durumu kendi açılarından anlar ve o şekilde davranırlar.Bu da oyuncaklarını paylaşmak,birlikte oyun oynamak gibi konularda sıkıntı doğurabilir.Tam da bu dönemde anaokulu  çocuğun eğitim hayatında konuşulan tüm bu zihinsel ve toplumsal becerilerin sağlıklı gelişimi için önemli bir yer tutar.Eğitim okul saatleriyle sınırlı değildir.Ebeveynler anaokulundaki çalışmaları takip ederek kendi yaşamlarına bu faaliyetleri sokabilmektedirler.Örneğin, çocuğunuza  öğrendiği tekerlemeleri aile büyüklerinin yanında tekrarlamaları teşvik edilebilir. Böylelikle hem dil gelişimi hem de özgüven gelişimi desteklenmiş olur. Bu gibi örnekler çoğaltılarak çocuğun düşünme,kendini ifade edebilme,paylaşımda bulunabilme gibi yetenekleri de uyarılmış olur.

    Çocuğun kişiliğini ve hatta toplumdaki yaşamını,içine doğduğu,içinde yetiştiği ailenin ilişki ve iletişim biçimi ,çocuğa olan tutumları inşa eder.

    Aşırı koruyuculuk çocuğun aşırı bağımlı olmasına sebep olurken aşırı hoşgörülü ailelerde yetişen çocuklar ise sınır tanımaz bir hale gelebilmektedir. Kuralların belirgin olduğu sıcak ilişkiler ise çocukların sağlam bir kişilik geliştirmelerine yardım eder.

    Ebeveynin bu tutumlarını belirleyen iki önemli öğe ödül ve cezadır.Ceza yanlış davranışı önlemek amacıyla oluşan olumsuz tepkilerdir.Ancak ceza; istenmeyen davranışı sadece ebeveyn ya da cezayı uygulayan kişi olduğunda engelleyebilir;etkisinin kalıcılığı azdır.Bu sebeple eğitimde ceza son aşama olarak kullanılmalıdır.Ceza yerine istenen davranışı veya ona benzer tepkileri takdir etmek daha yararlıdır Başarıları üzerine odaklanmalı,yanlışları aşırı vurgulanmamalıdır.En önemlisi takdir yahut cezaya karşılık gelen davranışlarına verilen tepkilerde istikrarlı olunmasıdır.

    Bu dönemde oyun ve oyuncaklar çocuk için yaşamında çok önemli bir yere sahiptir Anaokulu eğitimi oyun ve oyuncaklar a.ısından da iyi bir fırsattır.Anaokulundaki oyun faaliyetleri çocuğun zihinsel,toplumsal gelişimine katkıda bulunur;karar verme,hafıza,problem çözme,harf,sayı,renk bilgisi,kolektif çalışabilme,paylaşma gibi becerilerini de geliştirir.

    Günümüzde oyuncaklar genellikle pilli veya kumandalı,kendi kendine hareket eden,çocuğun dokunmadan,pasif bir şekilde izlediği türden oyuncaklardır.Buna karşın çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimine katkı sağlayan oyuncaklarla oynaması ayak,bacak,el,kol ve birçok kası hareket ettirmektedir.Aslında önemsenmeyen tüm bu hareketlerin çocukların bedensel ve zihinsel gelişimlerine katkısı büyüktür.Çok sayıda oyuncak yerine nitelikli oyuncaklar tercih edilmelidir.

    Çocuğun ilk güvendiği,bağlandığı kişi annesidir,sonrasında baba ve diğer yetişkinler gelir.Çocuk doğduğu günden beri ihtiyaçlarını gideren,koruyan,güven veren kişiye annesine bağımlılık geliştirmiştir.Bu bağımlılık giderek duygusal bağımlılığa sonrasında bağlılığa dönüşecektir.Bu dönem için ilk kırılma noktası çocuğun okula başlamasıdır.Bu nedenle çocuk ve anne anaokuluna başladığı ilk günlerde hüzün,ayrılma kaygısı yaşayabilir.Bu olağandır.Bu duygularla baş edebilme ve uyum ise hassas bir noktadır.

    Anaokuluna başlama sürecinde sadece çocuk değil;anne de bir ayrılığa hazır olmalıdır Çocuklar annelerinin duygularını çok iyi hisseder ve etkilenirler.Annenin üzüntü ve kaygısının hakkından gelerek çocuğa güven vermesi gerekir.Çocuğun üzüntüsüne,ağlamasına dayanamayarak okuldan almak bağımlılığını aşabilmesi,özgüvenini geliştirebilmesi açısından tehlikeli bir tutumdur.

    İlk günlerde anne,sınıfın bir köşesinde çocukla ilgilenmeyecek durumda olabilir;fakat giderek sınıfın dışına geçmelidir.Annenin varlığını hisseden çocuk,kendini oyunlara rahatlıkla katacak,zamanla arkadaşlarına,öğretmenine güven duyacaktır.Öğretmenine güven duyduğunda annenin yokluğu ona kaygı vermeyecektir.

    Anne baba okula başlanması konusunda ne kadar rahat olursa çocuk da o kadar az sorun yaşar.Okula başlamadan önce okulu,öğretmenlerini,oyunları,okula giden diğer çocukları anlatmak,bol bol konuşmak faydalı olur.

                                                                                                                      UZMAN PSİKOLOG

                                                                                                                   Tuğçe Eyikoçak Kanışlı